20 Mart 2017 Pazartesi

"İstanbulun Görülmeyen Kırmızısı" (İstanbul'un Kırmızısı Filmi Eleştirisi)

Filmin konusuna ve kendi getirdiğim çözümlemeye girmeden önce, filmle ilgili yazılara değinmek yerinde olacak. Gazetelerdeki, dergilerdeki yazıları okudukça içimde bir nefret doğdu. Yahu arkadaş koca koca gazetelerde yazarlık yapan insanlar bir filmi çözümlemeden aciz olabilir mi? Hürriyet gazetesine baktım, Sabah gazetesine baktım, Agos'a baktım... Hürriyet gazetesinde filmden kısaca bahsetmiş çözümleme yok. Sabah gazetesinde ise  pop şarkıcısı, özel yaşamıyla adından söz ettirmiş, Ayşe Özyılmazel filmle ilgili yazı yazmış. Filmden hiçbir şey anlamadığından söz etmiş. Bir pop şarkıcısının bir sanat filmini çözümleyememesi kadar doğal ne olabilir? Daha kötüsü bu açık ve ortadayken neden sinemacılar yerine magazinel yönü ağır basan kişiler bu gazetelerde görev alıyorlar? Amaç gerçekten Türkiye sinemasına ve sanata hizmet etmek mi yoksa gazetelerin satışını arttırmak mı? Diğer taraftan Agos ve Bugün gazetelerinde ise senaryoyu aktaran yazarlar, çözümleme konusunu boş geçmişler. Umarım gazeteler sinemamıza ve sanata gereken önemi vererek bu "eksik söylemli" yazılara bir hal çare arar ve bulurlar. Biz geçelim filmimize.
Film Ferzan Özpetek'in aynı isimli kitabından uyarlanmış. Serbest uyarlama olarak göze çarpan senaryoya bazı karakterler eklenmiş bazıları ise dışarıda bırakılmış. Filmin başkarakteri -belkide başkarakterlerinden biri demek daha yerinde olurdu- Orhan kitapta olmayan karakterlerden biri. Orhan atlattığı bir kaza sonrası her şeyi bırakarak Londra'ya yerleşen bir yazar. Daha sonraları yazarlığı bıraktığını anlıyoruz. Yıllar sonra İstanbul'a dönen Orhan, ünlü yönetmen Deniz Soysal'la tanışır. Orhan'ın Deniz'le tanışma sebebi Deniz'in yarım kalan kitabındaki son düzenlemeleri yapmaktır. Fakat Orhan'ın Deniz'le tanıştığının ertesi günü Deniz ortadan kaybolur. Orhan ve Deniz'in evindeki kişiler Denizi aramaya koyulacaklardır. Aramaya koyulduklarında Orhan Deniz'in kaybolduğu gece montundan hatırladığı Yusuf'un izini sürmeye başlıyor. Zamanla Deniz ile Yusuf'un arasındaki ilişki günyüzüne çıkmaya başlıyor. Filmin sonunda Orhan'ın yarım kalan romanı bitirdiğini ve Yusuf'la Deniz'in boğaz konusundaki girdiği iddiayı gerçekleştiriyor ve Deniz'in yüzerek geçemediği boğazı geçmeye koyuluyor.
Filmin genel hatlarıyla özeti bu. Filmin kendi açımdan yorumlarına geçecek olursam, filme sonradan dahil olan karakter Orhan, aslında çift kişiliğe sahip olan biri. Deniz ve Orhan aslında aynı kişiler. Cenaze sırasında Orhan'ın yanına gelip Deniz diye bahseden kadın kendinden gayet emindi. Diğer taraftan Deniz ortadan kaybolduğunda verilen yemekte bir yas havası yok. Sanki karşılarında oturan Orhan değil Deniz. Filmi ikinci kere izlediğimde daha iyi anlayacağım, en azından bu çıkarımıma yönelik ipuçlarını filmin başlarında da arayabileceğim. Filmde sözkonusu roman, aslında seyircinin izlediği filmden ibaret. Yusuf ile Deniz -dolayısıyla Orhan- arasındaki ilişkiyi Yusuf açıklarken boğazda denize girerek karşıdan karşıya geçmek için iddiaya girerdik ama Deniz hiç giremezdi diyor. Filmin sonunda Orhan'ı denize girerken, yani iddiasını gerçekleştirirken görüyoruz. Ayrıca filmde ses öğesi olarak iki kere sela okunuyor. Birincisi Orhan denizde vapurla giderken, ikincisi ise Yusuf öldüğünde. Orhan'ın kadrajda olduğu sırada duyulan bu sela aslında Orhan'ın diğer benliğinin ölümü. Yani Deniz'in. Orhan'ın Neval'e karşı bir şeyler hissettiğini düşündüğümüzde biseksüel olduğu ortaya çıkıyor. Sela sesiyle Orhan'ın Deniz kişiliği ve Yusufa olan aşkı da bitmiş gözüküyor. Yusuf'un intihar sebebi de bu. Romanda da Yusuf'un öleceği geçiyor. (Romanın aynı zamanda film olmasının bir göstergesi de bu) En sonunda Orhan'ın denize girerek, Yusuf'la yarım kalan iddiasını bitirmek istiyor. Filmde seyircinin aklında soru işaretleriyle sonlanıyor. Benim naçizane yorumum Orhan'un denizin içine girerek Deniz'le tekrar bütünleştiği. Aynı zamanda Yusufa olan duygularının bitmemesinden dolayı belki de onun da intihar etmesi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder